Terapi benim için ne demek?
2020 yılında, varoluşçu buluşmalar kapsamında “Seans Odasında Küçük Filozoflar Yaratın” başlıklı bir konuşma yapmıştım. Konuşmaya caretta carettaların denize ulaşma yolculuğunu anlatarak başlamıştım.
Caretta carettaların yumurtadan çıktıktan sonra denize kendi çabalarıyla ulaşmaları gerekir. Onları iyi niyetle elimize alıp suya bıraktığımızda, katetmeleri gereken yolu kısaltırken bu yolculuğun onlara kazandıracaklarına da engel olabiliriz. Bu metafor üzerinden terapinin, bir başkasının önündeki yolu açmak ya da onu varacağı yere taşımak değil; kendi yolunu yürürken ona eşlik etmek olduğunu anlatmıştım.
Bugün hâlâ aynı yerdeyim; ancak elimde bu yola daha iyi eşlik edebilmemi sağlayan daha fazla bilgi, deneyim ve araç var. Bu araçları biraz açmak istiyorum:
Psikanalitik düşünce, çalışmalarımın zeminini oluşturuyor. Özellikle kişinin hangi yapılanma düzeyinde olduğunu ve neyi, ne kadar alabileceğini nesne ilişkileri kuramı aracılığıyla kavrayabiliyorum. Bu bakış, kişinin iç dünyasını, ilişki kurma biçimlerini ve terapötik süreçte hangi müdahalelerin onun için uygun olabileceğini anlamama yardımcı oluyor.
Varoluşçu düşünce; Doğu ve Batı felsefeleriyle kadim öğretilerden beslenen yaşam anlayışımla birlikte, terapist koltuğunda kim olarak oturduğumu sürekli hatırlamamı ve ilişki içinde bende uyananlara dönüp bakmamı sağlıyor.
Psikodrama ve diğer yaratıcı yöntemler ise karşımdaki kişinin bedeninden, duygularından, düşüncelerinden ve anlam dünyasından gelenleri görünür ve ifade edilebilir hâle getirmeye; kişinin bunlarla ilişki kurmasına yardımcı oluyor.
Psikanalizin görünmeyene ve ilişki içinde tekrar edene yönelen bakışı, felsefenin insanın varoluşuna dair sorduğu sorular ve yaratıcı yöntemlerin içsel yaşantıyı dışa vurup şimdi ve burada deneyimlenebilir hâle getirmesi, beni zamanla Gestalt yaklaşımına götürdü.
Gestalt; insanı yalnızca zihniyle değil, bedeni, duyguları, ilişkileri ve içinde bulunduğu çevreyle birlikte ele almama imkân veriyor. Geçmişi bugünden koparmadan, geçmiş yaşantıların kişinin bugün kendisiyle ve çevresiyle kurduğu temasta nasıl sürdüğüne bakıyor. Farkındalığı yalnızca ne olduğunu anlamak değil, yaşananı deneyimlemek ve yeni seçimlere alan açmak olarak görüyor.
Bu nedenle Gestalt, benim için diğer yaklaşımların yanına sonradan eklenmiş ayrı bir yöntemden çok, yıllar içinde oluşan çalışma çizgilerimin buluştuğu ve birbiriyle ilişki kurduğu bir çerçeve hâline geldi. Gestalt’ın temas, farkındalık ve şimdi-burada ilkeleri, caretta carettaların yolculuğuna dair metaforla da güçlü bir biçimde örtüşüyor.
Gestalt yaklaşımında da terapist, caretta caretta metaforunda olduğu gibi kişinin yolunu onun yerine yürüyen ya da onu varacağı yere taşıyan biri değildir. Terapist, kişinin kendi deneyimine temas edebilmesi, o anda bedeninde, duygularında ve ilişkilerinde neler olduğunu fark edebilmesi için eşlik eder. Bazen bir engeli görünür kılar, bazen kişinin durup yönünü hissetmesine alan açar; ancak bir sonraki adımı onun yerine atmaz.
Çünkü terapi, kişiyi hazır bir sonuca ulaştırmaktan çok, kendi yolculuğuyla yeniden ilişki kurmasına yardımcı olmaktır. Caretta carettaların denize ulaşırken kendi güçlerini kullanmaları gibi, kişi de terapötik süreçte kendi deneyimini fark ederek, temas ederek ve seçimlerinin sorumluluğunu alarak ilerler. Terapistin görevi yolu kısaltmak değil; kişinin o yolu yürüyebilmesi için güvenli, canlı ve farkındalığa dayalı bir temas alanı oluşturmaktır.